1986 yılında ankarada dünyaya geldim ama aslen kahramanmaraşlıyım. Tiyatroya hayallerimle başladım ve şimdi hayalimi yaşıyorum...

İlkokul sıralarında çocuklara büyünce ne olaksın sorusuna herzman oyuncu olacağım cevabını verirdim. küçük piyeslerde rol alırdım ve herzaman okulun tiyatro kolu başkanıydım. Ben büyüdükçe hayallerimde benimle birlikte büyümeye başladı... Orta okul yıllarında (ozman ilköğretim yoktu :) ) sevgili rehber öğretmenimizin kurduğu bir tiyatro grubu vardı. Ozman yalnız olmadığımı ve benimle birlikte birsürü arkadaşımın hayali olduğu gördüm...
Ve hayatımın akışını değiştirmeye başlayan lise yıllarım... Çocuk gelişimi ve eğitimi bölümünde okudum. Tabiki ordada bir tiyatro grubu vardı ve en önemlisi liseler arası yarışmalar yapılıyordu. Tabiki de başı ben çekiyordum... Okulun popiler kızı diye birşeyler söylerlerdi ozamanlar. Ben bu popilerliği okulumuzun birinciliğiyle almıştım. Ve lise bitene kadar bu benimle devam etti. Ama bişeyler hep eksikti...
Başkent tiyatrosunun sıkı seyirci kadrosundaydım. Her oyunu takip eder bir oyuna en az 3 kez gelirdim. Bu bendeki ateşi daha fazla yakmaya başladı...Ve sonunda o ilanı gördüm 18-25 yaşları arasındaki gençlere tiyatro kursu! ama ben daha 16 yaşındaydım:( yinede şansımı deneyip elemelere girdim ve kazandım. Toplantı yapıldığında Mehmet Hoca'nın bana ilk lafı şu olmuştu. 'kızım sen daha çok küçüksün senin yaşındakilere drama kursumuz var oraya geç sen ve velinden yazılı kağıt getir demişti' bende ağlaya ağlaya çıkıp gitmiştim. Adını ozmanlar bilmediğim o uzun saçlı adama ve tiyatroya küsmüştüm... Ama bu küslük çok sürmedi...

Yine aynı afiş ve yine aynı ilan kurs kayıtlarımız başlamıştır! elemeyi yine kazandım ve yine toplantı ve yine mehmet hoca..... kızım senin yaşın küçük!!!! ama geçen seneki gibi ağlaya ağlaya çıkmadım ordan. Velimle birlikte gelirim lütfen banada bi şans verin verin demiştim. Sanırım hoca halime acıdı ve ses çıkarmadı:) sonunda hayallerim yavaş yavaş gerçekleşmeye başlıyordu... Kursiyerlik yıllarımda dönem arkadaşlarımın en küçüğü bendim. Herkes yoklama kağıdına imza atarken benimle dalga geçerdi. Müzeyyen annenden izin kağıdı aldın mı? diye.. ozmanlar buna çok sinirleniyordum ama şimdi tatlı bir tebessümle tiyatroya adım attığım günleri görüyorum. artık serüvene başlamıştım bikere... ama önümde bitmek tükenmek bilmeyen engeller vardı.
En büyüğü ve en önemlisi baba korkusu!!! aklın fikrin soytarılıkta, adam gibi okulunu okuda öğretmen ol derdi ama nerde....en son beni evlatlıktan reddetmişti.2 ay eve bile almadı. benim ve hakkını hiç bir zaman ödeyemeyeceğim annemin şiddetli direnişlerinin sonucunda zafer artık benimdi:) babam bana kıyamadı ve istemesede kabul etmek zorunda kaldı. çünkü biliyordu ki kızı aklına koyduğu herşeyi yapar... yaptımda... ikinci hedefim kukla oldu. mehmet hoca uzun zman sonra tekrar kurs vermeye karar vermişti ve bu seferde kukla kursu açıldı. ama mehmet hoca bu hemen alırmı asla.... kukla kursuna başvurduğum zamanda da 'geç kaldın kızım sonra dene' demişti. ama müzeyyen yılmaz artık. tam 1 ay sabahın köründe kapının önünde ciğere bakan kediler gibi kuklalara baktım... mehmet hoca inat 'bekleme kızım boşyere git evine' derdi hergün. ama bende inattım ve gitmedim. sebaat etmek bu demekmiş... sabırımın sonu selamet oldu ve kukla kursuna başladım. o günden bu güne başkent tiyatrosu oyuncusu ve kukla sanatcısıyım. bunun yanı sıra okullarda drama dersi ve yönetmenlik yapıyorum. bazı şeyleri istemek yetmiyo... bunun için başta sabır hırs ve emek gerekli...
geçen sene sahneye koyduğumuz OCAK adlı oyunumuzda bunu daha iyi anladım. tiyatroya ömründe adım atmamış babam beni izlemeye geldi ve diğer seyirciler gibi ayakta alkışladı. azim bu demek galiba....kulağımda çınlayan alkış sesleri hiç susmasın... sanatla kalmak dileğiyle...